Neden Varım

Bence bir insanın yapması gereken en önemli şey kendisine şunları sorması: “Ben ne yapıyorum?”, “Yaptığım iş bana, çevreme, birilerine bir fayda sağlıyor mu?”, “Ben neden yaşıyorum?”. Bu soruları sormayan yani bilinçsiz yaşayan o kadar fazla insan var ki onları uyandırmak istiyorum. Çünkü uyuyan insanları herkes dilediği gibi kullanıyor.

Bu konu hakkında insanları uyandırmak istediğim için nedenvarsin.com adresli bir websitesi açtım. Ziyaret ederek ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Umarım uyanırsınız. Bilinçli yaşamlar diliyorum.

Reklamlar

Sosyal Medya

Bir katil ya da sapık yanınıza gelip size yakından bakamaz, evinize giremez. Gezdiğiniz yerleri, oturduğunuz kafeleri bilemez. Hoşunuza giden şeyleri ya da duygularınızı göremez. Ama işte arkadaşlar bahsettiğimiz bu katil ya da sapık olan kişi sizin sosyal ağ profillerinizden az önce saydığım şeyleri yapabilir. Tamam evinize girme meselesini fiziksel olarak yapamayabilir ama mecazi anlamda onu da yapar. Farkında olmadan üçüncü kişilerle gereğinden fazla şeyinizi paylaşmamaya özen gösterin. Kamu spotu gibi olmuş olabilir ama birkaç şey görünce aklıma geldi ve dikkat edilmesi gerektiğini sizlere hatırlatmak istedim.

Keşfetmek

Kişi sevmeye, nefret etmeye, keşfetmeye, sorgulamaya kendinden başlar. Ben diğer duygulardan ziyade keşfetme duygusuna kafayı takmış biriyim. Nerede yaşadığımızı, neden yaşadığımızı sorgulayan biriyim. Bu sorgulara nedense kendimden başlayamıyorum, ilk önce dünyada daha sonra evrenin tümünde aslında ne kadar da küçük bir canlı olduğumu düşünüyorum. Kendimize çok anlam yüklediğimizi de düşündüğüm oluyor. Hatta ilginçtir ki, bizim, başka bir dünyada bizden trilyonlarca kat büyük canlıların içinde yaşayan ve gözle görülemeyen canlılar olduğumuzu da düşündüğüm oluyor, mesela bizim güneş sitemimizin belki de Samanyolu galaksisinin o canlının hücresi olduğunu, bizim aslında farkında olmadan o canlının yaşamını devam ettirebilmesini sağladığımızı, belki de hastalıklara sebep olduğumuzu düşünüyorum. Tabiki bu bi filmin senaryosu olabilirdi, güzel film olurdu yani şahsen ben keyifle izlerdim. Ne yazıkki gerçek olamayacak kadar akıl almaz duruyor değil mi? Peki, tamamen boşlukta duran ve nasıl döndüğünü dahi anlamlandıramadığımız bi gezegende yaşıyor olmak mı gerçek olan? Sürekli olarak doğup ölen ve yaşama amaçlarını bilmeyen insanlar olmak mı gerçek? Gerçekten, gerçek olan ne? Kendimizi ikna edebileceğimiz elle tutulur bir bilgi var mı yaşamla alakalı? Dinime göre yani Müslümanlığa göre iman etmek için yaratıldık fakat imandan kasıt ne? Allah bizlere akıl verdikten sonra aklın almadığı birşeye inanmamızı beklemesi garip değil mi? Belki de biz olayı yanlış yorumluyoruz. Olanca gücümüzle neyin içinde yaşadığımızı keşfetmemiz gereken yerde, var gücümüzle birgün ansızın dursa sebebini dahi anlayamadan ölüp gideceğimiz dünyada daha çok yer kapmaya çalışıyoruz. Şaka değil yani tam tamına elimizde olan tek hayatı harcadığımız şey; 25 yaşına kadar öğrencilik (bu bir kariyer için), 50-60 yaşına kadar da çalışan (bu da para için). Peki toplamında ömrü neye harcamış oluyoruz? Dünyaya, eğer inanan biriysek ahiret için de harcamış oluyoruz. Ahiret için hazırlanmak, bu evreni keşfetmemek anlamına gelmemeli, bunu da not düşeyim. Gerçekten kimse merak etmiyor mu bunları yoksa ben mi çok meraklıyım. Meraklıların yaşadığım yerde sevilmediğini de biliyorum fakat yapabileceğim bir şey yok Allah beni böyle yaratmış. Bu konuda merakını yitirmeyen ve şuan evreni keşfetmeye çalışan kurumlara saygım gerçekten sonsuz. Niyetleri sadece keşfetmek olmasa da. Nasıl birşeyin içinde olduğunu unutup rutin işlere kendini aşırı şekilde kaptıran kişilerin resme biraz daha geriden bakmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden bu muhabbeti açabildiğim her ortamda açıp, bu konuyu daha çok kişiye hatırlatmaya çalışıyorum. Umarım size de düşündürebilmişimdir.

Dürüstlük

Aslında şimdi yarınki sınav için bir şeylere bakmam gerekiyordu ama aklıma gelmişken bu konuda bir şeyler yazmak istedim belki görmesi gereken kişiler buradan görür.

Birbirimize karşı ne kadar dürüstüz? Gerçekten samimiyetine güvendiğim çok az insan kaldı çevremde. Bu üzücü bir durum. Hiç birileriyle aranızdaki mesafenin sebepsiz yere ve yavaş yavaş açıldığını sezdiniz mi? İşte aslında o sebepsiz değil, tamamen birbirinize karşı açık ve dürüst olmadığınızdan dolayı.

Özellikle sevgili ilişkisinden bahsedecek olursak, karşılıklı olarak her şeyin en ince ayrıntısına kadar bilinmesinden yanayım. Çünkü bu tarz bir ilişkide en ufak şeyler en büyük soru işaretlerini doğurabilir. Bugün bir şeyi anlatmazsınız yarın bilmese de olur dersiniz ve belki onlardan dolayı bir sonraki gün yalan söylemek zorunda kalırsınız.

Yani özetlemek gerekirse, dürüstlük demek bir ilişkinin temel taşıdır. Bu her türlü ilişki için geçerli. Şunu da unutmamak lazım, siz karşınızdakine ne kadar dürüstseniz o da size o kadar dürüsttür.

Din Babadan Oğula Geçmez

Din babadan oğula geçicek bir şey değil ama nedense bizim ülkemizde öyle. Bunun getirdiği eksiklikler neler hemen onlardan bahsedeyim.

Bilinçsiz  olarak yetişiyoruz. Büyüklerinden gördüğünü ya da duyduğunu uygulayan ne yaptığının farkında olmayan hatta namazı bile eğilip kalkmaktan ibaret olarak gören kişiler oluyoruz. Cuma namazlarına ebeveyn zoruyla giden, dürtülmedikçe kalkıp ibadet etme ihtiyacı duymayan bireyler oluyoruz. Hatta olduk diyebilirim. Bu eleştiriyi yaparken önce kendime daha sonra da çevreme bakıyorum.

Çoğunluğunun müslüman olduğu bir ülkede diğer dinsiz diye nitelendirdiğimiz ülkelerden daha çok hak yeniyorsa, dolandırıcılık yapılıyorsa bir sorun var demektir. Biz ya müslümanlığı anlamıyoruz ya da anlamak istemiyoruz. Bir de müslümanlığı anladığını sananlar var onlara da değinmek lazım. Bütün ibadetlerini yerine getirip günlük yaşamında karakterinde zerre değişiklik yapmayan küfür, yalan, kul hakkı,  daha doğrusu müslümanda olmayacak bütün davranışları layıkıyla yerine getiren kişiler var. Neden bunlardan bahsediyorum derseniz ben bunların kökünde hep aynı nedenin yattığını savunuyorum. Dinimizi anlamıyoruz. Çünkü Kur’anı Türkçe okuyayım dediğin zaman anlamazsın diye karşımıza dikilen bir kesim de var.

Yukarıda bahsettiğim olayların başlangıç noktasına dönecek olursak, dini biz kendimiz öğrenmediğimiz için büyüklerimizden gördüklerimizi uyguladığımız için büyüklerimiz hayatımızdan çıktığı an kendi başıma kaldığımızda gitmemiz gereken yoldan sapmamız çok daha kolay oluyor. Kim ne derse desin insanın aklına yatmayan bir şeyi kabullenmesi imkansızdır. Bu sebeple sorulan sorulara tepkiyle karşılık verip din sorgulanmaz diyeceğimize karşımızdakini en iyi nasıl ikna edeceğimizi, en iyi şekilde nasıl dini anlatacağımızı düşünmemiz lazım.

Umarım anlatmak istediğimi anlamışsınızdır. Kardeşlerimiz, küçüklerimiz var eğer içkinin,esrarın (sigaradan bahsetmiyorum bile), doğruyu yanlışı ayırt edemeyen bir neslin kol gezdiği bir dünya istemiyorsak olayı en başından sağlam tutmamız lazım.

Hepinize hayırlı cumalar diliyorum.

Kader

Kader konusuna pek kafa yormamak gerektiğini düşünüyorum ve böyle de deniyor. Ben kendimce kader konusundaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Kendimizi bir şoför olarak düşünelim. Arabamız bizim bedenimiz yollar ise kaderimiz. Kader rotamız değil gidebileceğimiz bütün yönlere verilen isim. Bu durumda bizim irademiz etkisiz eleman olmaktan çıkıp Allah’ın bize verdiği seçenekler arasında bir seçim yapabilme yeteneğine dönüşüyor. Sonuçta dünyada olmamız kaderimiz fakat bir iş adamı yahut çöpçü olmak bizim irademize bırakılmış.

Kader kavramı bu şekilde düşünüldüğünde bence daha mantıklı oluyor. Aksi taktirde “ben sola dönecekken sağa dönsem bu da benim kaderim yani benim seçenek hakkım yok” gibi düşünceler akılda yer kaplıyor.

Başımıza gelen kötü olayları kadere bağlayıp bütün suçu kadere atıp sorumsuzca yaşamak kesinlikle yanlış. Nitekim Şûra suresi 30. ayette Allah bizlere şöyle buyuruyor “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”.

Özgürlük Nedir?

Bizim en çok hataya düştüğümüz nokta özgürlük. Nefsin peşine düşmeye özgürlük diyoruz. Halbuki tam aksine nefsine yenik düşen bir insan özgürlükten mahrum kalmıştır. Nice hapiste olanlar vardır ki hür, nice hapis dışında olanlar vardır ki mahkûm.

Sigara bağımlısı birini düşünelim. Bu kişi sigaraya başlamadan önce özgürdü ve kendi iradesiyle sigaraya başladı. Bir süre sonra bu kişi özgür olduğu için değil keyif aldığı için yani nefsine yenik düştüğü için sigara içmeye devam etti. İşte bu noktadan sonra özgürlüğünü yitirmiştir. Bu en basit örneğiydi.

İmam Gazâlî’nin Kimya-yı Saadet eserinden bu konudaki bir sözünü sizlerle paylaşayım.

“Sen nefsin kötü arzularını yener ve böylece ona üstün gelirsen sende ilim, marifet, hüner, iyilik, hikmet, güzel ahlâk ve saadetin tohumu olan dindarlık, Allah Tealâ indinde sevaplar kazandıran güzel ameller doğmaya başlar.”