Aeden (Azra Kohen)

Aeden (Azra Kohen)

Öyle güzel kitaplar var ki insanın hayata bakış açısını değiştiriyor. Aeden kitabı da şüphesiz o kitaplardan bir tanesi.

Azra Kohen’in Fi,Çi,Pi serisini okudum ve o seri de beni çok etkiledi fakat Aeden’i o seriden ayrı tutmak zorundayım çünkü bana yaşadığımız evren ve dünya hakkında çok güzel bakış açıları kazandırdı. Yani yıllar geçse de hatırlayacağım ve tavsiye edeceğim bir kitap.

Kitabın içeriğinden az bir şey bahsedecek olursam. Aeden adında bir gezegende yaşayan iki insanın dünyaya geldikten sonra yaşadıklarını anlatıyor. Bizim için sıradanlaşmış yanlışların farkına varmamızı sağlıyor. Umarım sizler de okur, umarım sizler de beğenirsiniz. Çünkü eminim bu kitap size insanlığınızı sorgulatacak.

Reklamlar

İletişim

Bir “ağaç” ya da “kedi” kelimesi hepimizin kafasında farklı şeyler canlandırıyor. Hiçbirimiz tam olarak aynı şeyi düşünemiyoruz. Çünkü şu ana kadar gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız, tecrübe ettiğimiz şeyler farklı. Hal böyle olunca iletişimde birbirimize anlatmak istediğimiz şeyi tam olarak anlatmak imkansız oluyor, sadece yaklaşıyoruz.

Şimdi gece gece iletişim nereden çıktı diyebilirsiniz. Şuradan çıktı; vakti zamanında bir kelimeyle kafalarımızda (neredeyse) aynı şeylerin canlandığı bir iletişim deneyimim oldu. İletişim deneyimi diye geçiştirdiğim şey aslında bir ilişki. Bunun nadir bulunan bir şey olduğunu söylemek istedim sizlere (ilişkinin değil iletişimin :)). İnsanın hayatında böyle kişilerin sayılı olacağını düşünüyorum. Maalesef her insan her insanla rahat bir şekilde iletişim kuramıyor. İletişim kurabildiklerinizi kaybettiğinizde hayatınızda muhteşem bir boşluk oluşuyor. Bence insan anlaşılmaya muhtaç, ancak o zaman doyuyor, mutlu oluyor.

Hayatınızda aynı frekansı yakalayabildikleriniz varsa onları kaçırmayın derim. İnsanın hayatında en zor bulunan şeylerden biri kendisini anlayabilen kişiler.

CIA Her Yerde! Casus Drone

Geçen gün arkadaşımla bitirme projesi hakkında fikir yürütüyorduk. Casus aracı yapabileceğimizi söyledim şöyle ufak tefek arı gibi bir şey görüntü kaydetse o olmazsa ses kaydetse falan filan, bu fikri de zaten black mirror dizisinin 3.sezonunun son bölümünden çalmıştım. Black Mirror 2011’de başlayan İngiliz dizisi ve çağın ilerisinde senaryolara sahip olduğunu düşünüyor(d)um. Biz düşündüğümüz arı büyüklüğünde, ses, görüntü kaydı yapabilen bu cihazın nasıl ivmeleneceğini, yakıt ihtiyacını nasıl karşılıyacağını, nasıl haberleşme sağlayacağını filan konuştuktan sonra vazgeçtik. Yani net bir şekilde vazgeçtik çünkü üstesinden gelebileceğimizi düşünmedik. Aradan biraz zaman geçtikten sonra bir haber gözüme ilişti. CIA 1970 yılında aynen bahsettiğimiz şeyi yapmış, tam 46 yıl önceden bahsediyorum.

casus_drone9cm uzunluğunda, gazla çalışan ufak bir motoru olan, kafasındaki lazer ışını sayesinde yolunu bulan, kuyruk kısmındaki verici ile ses verilerini aktaran, yaklaşık 1 dakika boyunca 200 metre mesafede uçabilen bir dronedan bahsediyorum. Rüzgarlı ortamlarda kontrolünü kaybettiği için rafa kaldırılmış bir proje fakat mesele bu projenin hayata geçip geçmemesi değil CIA’in casusluk konusunda tahmin edemeyeceğimiz kadar ileride olmasından bahsediyorum. Bu aslında korkunç bir şey belki şu an ulaşamadıkları yer yoktur.

Bu haberi gördükten sonra Black Mirror dizisinin de bizim de ufkumuzun ne kadar dar olduğunu gördüm. Şu an hayal edemeyeceğimiz şeyleri adamlar 46 yıl önce yapmış. Zaten izlediğim her şeyde okuduğum her yerde parmakları olan bir kurumdan bahsediyorum. Neyse tebrik etmekten başka yapacak bir şey yok umarım bir gün hayal gücümüz gerçeklere yetişebilir.

Virüs

Size bir hikaye anlatayım. Bundan binlerce yıl öncesinde insanlar mars gezegeninde yaşıyorlarmış. İnsanların hor kullanmasından dolayı insanları besleyemeyecek ve barındıramayacak duruma gelen mars artık yaşanılmaz bir hale gelmiş. İnsanlardan zeki olan birkaçı durumun bu hale geleceğini önceden kestirip ön hazırlık yapmışlar ve dünya adında bir gezegen bulmuşlar. Oraya yerleşmek için gerekli bütün hazırlıkları yapmışlar, büyük bir gemi tasarlamışlar. İnsanlar bu gemiye sayılı insan (maddi gücü olup geminin tasarlanmasına yardım edenler) ve sayılı hayvan,bitki almışlar. Diğer insanlardan habersiz bir şekilde dünyaya yerleşmişler. Marsta kalan insanlar birkaç yüzyıl sonra açlıktan ve oradaki doğal afetlerden helak olmuş. Dünyaya yerleşen kesim ise marstan geldiklerini çocuklarına söylememişler çünkü mars olayı geçmişlerindeki bir kara lekeymiş. Bu döngü insanların sürekli yerleştikleri gezegeni mahvedip yeni gezegenlere sıçramasıyla sürüp gitmiş.

Hikayeyi tamamlayıcı unsur olarak da şunu ekleyeyim. İnsanlar aslında kendileri gibi bir canlının içinde yaşayan mikroskobik boyutlardaki canlılarmış. Varolma amaçları ise o canlıya zarar vermekmiş yani virüs diyebiliriz. Aynı şekilde insanların içinde de kendileri gibi olan canlılar varmış.

Alışveriş

Alışveriş demek, almak ve vermek demek. Almak ve vermek demek, tüketmek ve üretmek demek. Hayat bize aslında şunu diyor; bir şeyi tüketmek istiyorsan karşılığında bir şey üretmelisin!

Başka Bir Şey videolarında denk geldiğim Kadir Köymen şunları söylüyor;

Her yaptığımız tüketim bizi aşağıya doğru kaydıran bir şey. Tüketim ve üretim bazen birbirine karışabiliyor. Kitap okumak, bir tüketim çünkü işimiz bittiğinde bir kitabı bitirmiş oluyoruz…. ve gelişmiş bir ülke olmakla olmamak arasındaki fark sadece tüketmekle üretmek arasındaki farkı algılamak.

Kadir Köymen’e katılmadığım bir nokta var. Kitap okuma örneği üzerinden gidecek olursak, biten bir kitap sizin fikir üretmenize basamak olabilir. Biz kitabı yine tüketmiş oluyoruz tabi ki ama o kitap karşılığında bir şey veriyor yani bir şey üretmiş oluyor bu her ne kadar soyut olsa da. Bir motoru yapabilmek için tükettiğimiz piston gibi.

Sadece tüketerek bir insan yaşayamaz. Para kazanmak için insanın vaktini harcaması, çalışması, bunun karşılığında da bir şey üretmesi gerekir. Peki üreten insanla üretmeyen insan dediğimiz şey ne derseniz, ürettiklerinin farklılığı diyebilirim. Ülke olarak bakarsanız da sadece sebze meyve üreten bir ülke ile teknolojik ürünler üreten ülkeler arasındaki farklılığı gösterebilirim.

Her karşılaşılan problem bir fırsattır aslında. Bu fırsatları değerlendirip, problemlerin çözümleri için fikir üreten insanlardır şu an etrafınızda gördüğünüz büyük işlerin sahipleri. Popular Science dergisinin Nisan 2016 sayısında denk geldiğim Veysel Berk ile ilgili bir bölüm var. O yazıyı kesinlikle okumanızı tavsiye ederim çünkü karşılaştığı her problemi fırsat olarak değerlendirmiş bir kişinin hikayesi. Size ilham olacaktır.

Sizlere, bizleri çoğunluğun ürettiği şeylerin dışında bir şeyler üretmeye sevk eden bir youtube kanalı önereceğim. Hakkında fazla konuşmama gerek yok kısa videolardan oluşuyor. Kanalın adı Başka Bir Şey.

Teknoloji ve Hayal Gücü

İnanıyorum ki bir gün içinde bizim gibi canlıların yaşadığı bir gezegen (belki birden fazla) bulunacak. Şu an bize imkansız gelen şeyler on yada yirmi yıl sonra çok basit bir hale gelebilir. Elimizdeki teknolojik imkanlarla düşünmemeliyiz. Hayal gücümüz bunun ötesinde olmalı. Bunu amerika kıtasının keşfine benzetiyorum. Burnumuzun dibinde olan bir yeri dahi bundan 500 yıl önce keşfetmişiz. Şu an bana burnumuzun dibi gibi gelmesinin sebebi teknolojik imkanlarımızdan kaynaklı. Haliyle ilerde de bize göre çok uzak mesafelerde olan yerlere gitmek belki de birkaç saatimizi alacak. Benim düşüncelerim hep dünya dışında olduğu için beklentilerim de o yönde. Umarım ölmeden bir şeyler görebilirim.

Neden Varım

Bence bir insanın yapması gereken en önemli şey kendisine şunları sorması: “Ben ne yapıyorum?”, “Yaptığım iş bana, çevreme, birilerine bir fayda sağlıyor mu?”, “Ben neden yaşıyorum?”. Bu soruları sormayan yani bilinçsiz yaşayan o kadar fazla insan var ki onları uyandırmak istiyorum. Çünkü uyuyan insanları herkes dilediği gibi kullanıyor.

Bu konu hakkında insanları uyandırmak istediğim için nedenvarsin.com adresli bir websitesi açtım. Ziyaret ederek ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Umarım uyanırsınız. Bilinçli yaşamlar diliyorum.